• 22.06.2022 09:19
  • (2)

Fiyatlar genel düzeyinin artması hali enflasyon olarak nitelendirilmektedir. Her bir mal ve hizmetin kendi piyasasında oluşan fiyatların sürekli yükselmesi aynı zamanda o piyasadaki para biriminin değerinin düşüşünü de ifade eder. Mal ve hizmetlerin fiyatlarında yaşanan artış beraberinde ve aynı zamanda tüketicilerin de alım gücünü düşürür. Alım gücünün düşmesi o kadar sessizce ve sinsice gerçekleşir ki ülke genelinde oluşan enflasyon rakamlarının büyüklüğü dikkat çekerken, tüketicinin cebindeki varlığın alım gücünün sürekli düşmesi sonucu halk enflasyonun farkına varır.

Mevcut fiyat artışları sonucu artan enflasyon oranı bir sefere mahsus oluşmaz. Oluşan enflasyon oranı sürekli artışı ifade eder. Enflasyon ile birlikte bir ülkede toplamda üretilen mal ve hizmetlerin değeri artarken mevcut para birimi de o kadar değer yitirir. Cebimizde var olan paranın her geçen gün alabildiği ürünlerin azaldığını enflasyonu hissederek görürüz.  Oysa toplamda oluşan mal ve hizmetlerin fiyatları arttığından toplam üretim ve ülkedeki toplam değer de artmaktadır. Ülke bilançosuna rakamsal olarak yansıyan bu durum iktisadi bilinci yeterince oluşmayan toplumlara büyüme olarak sunulur.

Ülkede üretilen mal ve hizmetlerin değerlerinin toplamında yaşanan artışının büyüme olarak sunulduğu ülkelerde ise fakirlik içinde büyüyen bir ekonomi vardır. Bu büyümeden sermaye sahiplerinin yararlanma kapasitesi yüksek iken toplumun ücret geliri ile geçinen ve dar gelirli olarak ifade edilen aileleri ise fiyat artışı karşısında ezilmekte zorunlu harcamalarını dahi küçültmektedir. Yukarıdaki tabloda Türkiye’nin 2010 yılından bu yana yaşanan enflasyonist baskı ortamı ifade edilmiştir.

2021 Yılı Eylül ayı ülke ekonomisinin kırılma yaşadığı bir zaman olmuştur. Tüm dünyanın fark ettiği enflasyonist baskı, dünyada yaşanan tedarik zincirlerinin savaş ve pandemi neticesinde bozulmasına neden olmuştur. Ülkeler enflasyon fırtınasına karşı önlemlerini artırmışlar uzun süredir parasal sıkılaşma yolunda faiz artışına gitmişlerdir. Tam da bu dönemlerde Türkiye faizin ne büyük “yasak” olduğunu fark etmiş politika faizini düşürme yoluna gitmiştir. Ekonomik kırılmayı artıran bu davranış ülkelerin risk primlerini yükseltmiş (CDS Primleri) ve devamında ülkenin zorunlu ihtiyaçları ve ihracatı için temin edilen ithalatını dahi yapmakta zorlanmıştır. İthalatın yavaşlaması üretilen mamullerin fiyatlarının ve finansman yapılarının yukarı yönlü değişmeye gitmesine neden olmuştur.

Yukarıdaki grafikte belirtildiği üzere Türkiye TÜİK verilerine göre 2022 mayıs itibariyle %73,50 enflasyon ile karşı karşıyadır. Bağımsız olarak enflasyonu kendileri ölçen akademisyenlere göre ise %160 seviyelerine ulaşmıştır.

Yılın ilk yarısı biterken yıl ortasında memur ve emekliye verilecek enflasyon farkları TÜİK verilerine göre hesaplanmakta ve işçi işveren temsilcileriyle birlikte açıklanmaktadır. Devlet kurumları açıklamalarıyla çalışanları mağdur etmekte enflasyon karşısında daha da zor şartlar altında kalınmasına sebep olmaktadır.

Enflasyon karşısında toplum zor şartlarda hayata tutunmaya çalışırken devletin ekonomi yönetiminin önlem olarak somut adımlar atmaması ya da yeterince ikna edici olamaması ayrı bir ümitsizliğe neden olmakta ülkede yaşanan ekonomik çöküntü her geçen gün yeni rekorlar kırmaktadır.

Bu yazının yorum köşesinde en esrarengiz konu olan devletin enflasyonla mücadele adına neler yaptığını, hangi önlemleri aldığının değerlendirmelerini siz değerli okuyuculara bırakıyorum.