Dar Gelirliye Yönelik Ekonomi Politikaları

  • 7.09.2022 08:59
  • (1)

 

Covid-19 pandemisi sürecinde tüm dünyada devletler halklarına esnek çalışma ve nakit yardımı başta olmak üzere çeşitli destekler sağlarken ülkemizde sadece düşük faizli geri ödemeli krediler insanların kullanımına sunuldu. Destekler, kullanımı zor şartlarla beraber uygulamaya sokulunca birçok kişi bu destekten faydalanamadı. Zaten alt gelir grubuna o kadar düşük tutarlı destekler vardı ki çekirdek bir ailenin az sayıda zorunlu ihtiyacını ancak karşılayabildi. Oysa sokağa çıkma yasakları uygulandığı dönemlerde birçok işletme çalışamazken maaş ödemesi de yapamadı.

Elbette bu dönemde düşük faizli kredi ürünleri ile hedeflenen daha yoğunluklu olarak büyük işletmelerin nakit ihtiyaçlarını karşılanması olarak gözlemlendi. Burada karşılanan nakit ihtiyaçlarının son dönemde döviz stokuna gittiği tespit edilince devlet açık açık bu yatırımcıları tehdit etmeye de başladı. Düzelmenin olmaması daha radikal ve piyasayla hukuken uyumlu başka bir politikaya geçilmesine neden oldu. Kur Korumalı Mevduat (KKM) denilen bu ürün devletin tüm gücünü arkasına alan sermaye sahiplerinin bizzat dar gelirliden alınan vergilerin oluşturduğu devlet hazinesine doğrudan bağlanması haliydi. Yılsonuna kadar KKM ile devletin hazinesinden 250 milyar Türk Lirasını sermaye sahiplerine aktaracağı tahmin ediliyor.

Uygulanan politikalar ile toplumun %70 ini asgari ücret seviyesinde bir gelire mecbur bırakan ekonomi yönetimi bu durumun kabullenilmesi ve itiraz edilmemesi içinde gerek diyanet gerekse emniyet yoluyla halk üzerinde baskısını artırıyor. Her konuşmasında ‘şükür’ odaklı nasihat veren diyanet görevlileri halkın hakkını yiyen yöneticilerden hiç bahsetmiyor. Kim hakkını seslendirecek olsa emniyet güçleri en sert yöntemlerle ve ‘vatan haini’ diyerek müdahale ediyor.

Seçim gündemi ülkenin merkezine oturması ile seçmen psikolojisini çok iyi yöneten hükümet dar gelirliler için yeni açılımlar yapma kararı aldı. İcralık olan borçların belirli miktarını aşmayan kısmının tamamı bütçeden karşılanacak. Yani zenginin bankadaki parasının kur farkını da, dar gelirlinin ödemediği icralık borçlarını da asgari ücretli ödeyecek. Peki, milli gelirden asgari ücretlilerin tamamını oluşturan emeğin payı nedir? %25. Yani toplumun %70’lik kısmı milli gelirin %75’ine sahip olan kısmına destek verecek. Vu bozulma sürekli olarak devam ediyor.

Ülkemizde sürekli olarak devlete bağımlı olarak yaşayan insanlar çoğalırken sermaye sahiplerinin vergi borçları sürekli olarak silinerek ve sermayeleri devletçe desteklenerek daha da büyümeleri sağlanıyor. Bu çarpık düzen büyük bir ekonomik kırılmayı beraberinde getireceğini tahmin etmek zor değil. Kamuya ait kaynakların seçim dönemlerinde ve seçmen tercihlerinin yönlendirilmesini ilk kez gözlemlemiyoruz. Ancak gelir dağılımında adalet diyerek gelen mevcut yönetim yoksulluğu bitirmek yerine kendi kontrolünde ve çıkarları doğrultusunda büyütmeyi tercih etti.

Enflasyon bu kadar hızlı artarken hükümet tarafından çok da önemsenmediği politikalardan belli oluyor. Bir dizi ekonomi politikası çerçevesinde zaten zamanla kendiliğinden düşeceği birçok kez beyan edildi. Ekonomi yönetimi ucuz kredi yoluyla tüketimin teşvik edildiği ve böylelikle büyümenin devam edeceği çok sığ bir dairede borç yükünün hızla artırıldığının umarım farkındalardır. Enflasyonun altında fazlasıyla ezilen dar gelirli insanların maaşları fiyat artış hızının çok çok gerisinde kalmaktadır.

Dar gelirlilerin maaşları geçimleri için yetmezken belirli seviyede icra borçlarının devletçe ödenme ihtimalinin belirmesi seçmen tercihlerinde önemli bir köşe taşı olsa gerek ancak köşeye kıstırmanın diğer ifadesi olan bu durum dar gelirlinin refah seviyesinde hiçbir değişime neden olmayacağını da burada belirtmek gerek. Toplumsal refahın artırılmasına yönelik ekonomik adımları atmadan bu gibi lütuflara vatandaşı mecbur bırakmak aynı zamanda yüz kızartıcı bir durum. Ancak siyaset uygulamalarında son yıllarda yaşanan bu tür reel değişimler önümüzdeki zaman diliminde sosyolojik kırılmaların çok daha derin olacağının habercisi olsa gerek. Ekonomiyi düzlüğe çıkaracak, halkın fakirleşmesinin önüne geçecek reformlar halen açıklanan hükümet planlarında görülmüyor. Şimdiki politikalar daha çok seçim odaklı ve piyasayı gevşetmeye yönelik adımlar olduğu görülüyor. Seçim sonuçları hangi yönde bilinmez ama ekonomik yıkıntı ve moral düşüklüğü sandıktan çıkacak yeni yönetimin en büyük kâbusu olacak.

Şurası bir gerçek ki mevcut yönetimin toplumun dar gelirli kısmı için sürdürülebilir fakirliğin ve sadaka kültürünün devamı yönünde kanaatinin olduğu görülüyor. Bu durum modern sosyal devletlerin aksine geri kalmış toplumların yönetilme şekillerine örnek olduğu söylenebilir.

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Son Haber (www.duzcesonhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • çaresiz
    çaresiz
    8.09.2022 18:26

    dar gelirli için sadece zam var. zam için ise bir önlem yok daha da büyük zam var.