• 11.11.2021 13:56

Atatürk, bilindiği gibi dünya üzerinde 20. yüzyıla damgasını vurmuş, yalnız Türkiye için değil dünyanın da kabul ettiği emsalsiz bir liderdir.

 Bu bir subjektif yaklaşım değil, bu bir öznel oluş değil, bu doğrudan doğruya yabancıların da bizzat tespit ve kararları ile ortaya konulmuş bir gerçeğin ifadesidir. Fakat Atatürk deyince veya din deyince alerji olan insanlar var.

Kabul etmeyenler için tekrarlayalım ve hala bilmeyenler veya bilmek istemeyenler için tekrar yazalım.

Biz Osmanlı’nın torunları Cumhuriyetin çocuklarıyız. Artısı eksisi ile Osmanlı tarihide Cumhuriyet tarihide bizim bize ait. Osmanlıda bizim Cumhuriyette bizim.

Bunu inkar eden bir millet  16 devlet kurmuş bir millet olamaz.

Nitekim, 1963’de Amerika Birleşik Devletleri Başkanı John Kennedy: “Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan hür ve müstakil Türkiye’nin doğması, Yeni Türkiye’nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilân etmesi ve o zamandan beri koruması, Atatürk’ün ve Türk halkının eseridir.”

Yılbaşı akşamı zorlama Mekke’nin Fethi kutlamaları bana biraz  biz size benzemiyoruz zorlamasının tezahürüdür.

Mevlit Kandilinde Atatürk resminin üzerine Kandiliniz Mübarek olsun yazarak göndermek kadar ajite edici bir durum bilmiyorum. Okulda bir baş örtülü kılığına giren öğretmenin bunu gericilik olarak öğrencilere anlatması da zorlama bir ilericiliktir iğrençliktir.

CHP muhafakarlar ile helalleşmeli ama muhafazakarlar da Atatürk ile helalleşmeli. Bu ülkede birlikte ve beraberce yaşayacak isek bu herkes fikrinden vazgeçsin manasında değil bu konuda herkes hür ve açık şekilde fikrini ifşa etsin ama herkes bir birine saygı duysun. Kimse kimsenin huzurunu kaçıracak söz davranış ve fiillerden vaz geçsin. 

Ama bu durum hiç kolay değil.CHP muhafazakarlar ile helalleşmesi için daha düne kadar  CHP li bir belediyenin başında fes olan beyefendi fesinizi çıkarırsanız daha güzel bir fotoğraf olur demek kadar manasız olacağı gibi baş örtülü CHP li zorlaması kadar ortada kalan bir görüntü yok.

Atatürk'e ve Türkiye Cumhuriyeti tarihine attığı iftiralar ve hakaretleriyle tanınan, Kurtuluş Savaşı hakkında 'keşke Yunan galip gelseydi' diyen Kadir Mısıroğlu'nu ölümünden sonra dahi halen doğru bulan muhafazakarları 10 Kasım paylaşımlarını çok manasız ve ahlaksız buluyorum.

Kimse kimse ile yazıyor çiziyor diye kanuni sayılabilir ama helalleşmek ayrı bir kavramdır. Ne Atatürk’ü nede İslamiyeti kanunlar ile korumamalıyız. Sevmek ve anlamak ve hatta yaşatmak bireylerin ve vicdanların işidir.

Ne laikler muhafazakarlar ile ne muhafazakarlar Atatürk ile helalleşebilir. Çünkü sol partiler laikliği kullanarak Sağ partilerde muhafazakarlığı kullanarak oy istedikleri veya siyaset dili ürettikleri sürece birbirimiz ile helalleşemeyiz. Bu sadece lafta kalmaya devam eder.

Bizim kuşağımız 28 şubatları gördüğü için , ikna odalarını gördüğü için, fişlenmeleri gördüğü için, okul kapılarından polis zoruyla geri çevrilmeleri gördüğü için ve bunu yapanlarda Atatürk Türkiye’sinde bu görüntülerin yeri yok denilerek yapıldığı için düşmanlıklar oluşumu devam ediyor.

Kabul edelim Türkiye Cumhuruiyet’i ne bir İran dır. Ne bir Fransa dır. Türkiye Cumhuriyeti  Türk dünyasının lider ve özgür devletidir. Bu durumun sorumluluklarını bilerek hareket etmeliyiz.

Anlamak, bildiğimiz gibi zekânın odaklandığı bir algılama merkezinin faaliyete geçmesidir. 

Sevmek ise beynimizdeki ilgi merkezinin karşımızdaki ile iletişim kurarak ona olan bağlılığımızın ifadesi olarak ortaya çıkar.

 Anlamak ve sevmek; birbirleriyle bütünleşen, biri ötekinin olmazsa olmazı olan iki önemli kavramdır. Genelde, eğitim-öğretim programlarımızda ilkokuldan itibaren çocuklarımıza hep: “Atatürk’ü sevin, sevelim!” diyoruz. 

Ancak, “sevme” kavramını, eğer bilgi ile donatmazsanız, bir müddet sonra o sevginin dumura uğradığını, yani köreldiğini görürsünüz.

İslamiyeti sevme veya peygamberimizi sevmekte akılla olur zorlama ile  olma imkanı yoktur.

 Onun için “anlamak ve sevmek”, her şeyden önce değer duygusunun zihinlerde, akıllarda yer etmesini, sistemli bir şekilde bilinçaltında yerleşmesini sağlamak, demektir. Nitekim, Atatürk de bunun çok iyi farkındadır. 1923 yılında bir konuşmasında diyor ki: “İnsan aklının dünyada çözemeyeceği hiçbir problem yoktur, yeter ki o, bunu kullanmayı bilsin.” Bir başka yerde de: “Allah’ın insanlara verdiği en büyük nimet akıldır.”

Aklımızı kullanıp kimse kimsenin değerlerine zulüm etmeden kurtların dört biryanımızı çevrelediği bu coğrafyada vatanımıza, devletimize ve göz bebeğimiz canımızdan çok sevdiğimiz Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkmalıyız.