• 5.10.2021 21:56
  • (2)

Yıl 2014... 

Geçen bir arkadaşım Koruköyde  kahvaltıya çağırdı. Daha öncede gelmiştim. Ama bu sefer çok daha detaylı ve özel bir kahvaltı yapılmıştı. Adeta kuş sütü eksikti. 

Çalışan arkadaş; beyefendi şimdi arkadaşımız simitçiden simit getiriyor, başka bir arzunuz var mı? dedi. Simit deyince anılara daldım. Bir an gözüm doldu. 

Ama arkadaşa ayıp olmasın diye duygularımı bastırdım...  

 Kafamda tablayla simit satıyorum. Akşam eve geldiğimde İbrahim abim’’biliyormusun? Annem bulgur pilavı yapmış’’ deyince. O an ne kadar mutlu olduğumu tarif edemem. Çünkü bir haftadan beri evimizde yemek pişmiyordu. 

Annem; Oğlum evimizde bir şey yok. Akşam eve geldiğinizde kalan   simitleri eve getirin. Sobanın üstünde ısıtıp yeriz derdi.

Yoksa babanız kira parasını veremeyecek. Zaten hep geç ödüyoruz. Ev sahibi bizi burdan evden atar. O gün bulgur pilavı piştiğinde babam kirayı ödeyip bize bulgur ve 2 litre yağ almıştı. Akşam pilavımızı yedik. 

Ah ALLAHIM! 

Ne kadar mutlu olmuştuk. Ertesi gün sabah 6 'da annem bizi kaldırdı. Kalan bulgur pilavını ısıtıp bize verdi ve fırına gidip simidi aldım. Ama o gün çok daha fazla simit aldım. Çok kazanıp babamın gözüne girmek istiyordum, sevgiye muhtaçtım. 

Ama fakirlik hepimizi esir almıştı. Aldığım simitler çok fazlaydı.10 yaşındaydım. Simitleri zar zor taşıyordum. Yağmurlu bir gündü. O gün bilenler bilir. Rus pazarı vardı. Simitlerim pazar şemsiyesine takılınca bütün simitlerim döküldü. 

Simitlerim yere ve pazar tezgahlarına döküldü. Çok az kısmını topladım. Ama çoğu ziyan olmuştu. Kalan simitlerimi aldım. O an  Bir köşeye çekilip hüngür hüngür ağladım....Tüm sermayem gitmişti.

Şimdi şu hikayeyi okuyunca aklıma geldi eski günler hey gidi günler.

Bir adam, yüksek dağların mağaralarından getirdiği buzları satıyordu. Buz kalıpları eriyip ziyan olmadan bir an önce onları satmalıydı. Gel gör ki, ekonomik durgunluk sebebiyle fazla buz satılmıyordu. Öğle sıcağı bastırınca buzlar yavaş yavaş erimeye başladı.

 “Mal canın yongasıdır ya!”; tek sermayesi olan buzlarının gözü önünde eridiğini görmek, adamın içini de eritiyordu. Erimenin hızlanmasıyla içi yanan adam şöyle bağırmaya başladı: “Sermayesi sürekli tükenen bu fakirden buz alan yok mu?”

O sırada talebeleriyle oradan geçmekte olan büyük veli Cüneyd-i Bağdadi bu sözleri duyunca birden durdu ve olduğu yere çöktü. Başını ellerinin arasına aldı. 

Talebeler telaşlandılar ve “Ne oldu hocam?” diye sordular. Cüneyd-i Bağdadi: “Şu adamın söylediklerine dikkat edin” diyerek buz satıcısının tarafına baktı. Adam, içinin yandığı sesinden belli olacak şekilde sürekli bağırıyordu: “Sermayesi tükenen buzcudan alışveriş yapan yok mu?” Büyük veli talebelerine döndü: “Bu sözler beni sarstı, Asr Suresi’nin manasını şimdi anladım. Eriyenin sadece buzlar değil, aynı zamanda ömrüm olduğunu fark ettim. 

Sıcak, adamın maddi sermayesi olan buzları eritip tükettiği gibi, zaman da asıl sermayemiz olan ömrümüzü tüketiyor. Saniye saniye, dakika dakika ömür buzumuz eriyor, hissedebiliyor musunuz? Adamın buzların erimesine olduğu kadar, ömürlerinin boşa tükenmesine karşı içi sızlanmayanlara yazıklar olsun…”