• 8.10.2021 11:44

Bir gün işyerimde dostlarla hasbihal ederken vefa  ile ilgili konu açıldı. Vefadan bahsederken nenem aklıma geldi ve bir an irkildim. O gün babaannemin ölüm yıldönümüydü. O gün tam 11.  ölüm yıl dönümüydü ve ben 6-7 yıldan beridir ölüm yıl dönümünü unutuyordum. 

İlk zamanlarda her Cuma günü mezarına uğrardım. Zaman geçtikçe ayda bir, sonrasında yılda bir veya bir kaç kez ziyaretine giderdim.

Dedem Hacı Yusuf 1962 yılında vefat ettiğinde nenem 29 yaşında 4 çocuğu ve dedemin nenemin üstüne kuma olarak getirdiği  ikinci eşiyle birlikte dul kalmış. Babam daha 11 yaşında ve kardeşlerin en büyüğüymüş. Kısa süre sonra dedemin İkinci eşi kendinden olan çocuğunu da bırakıp gitmiş. 

Nenem 4 çocukla Ağrı ’nın o soğuk kış ikliminde bir dağ köyünde çocuklarıyla sahipsiz kalmış. Evler toprak, yazları kısa, kışları uzun ve bir o kadarda zor. Bazen kar 2 metreyi aşıyor, toprak evlerin damları akıtıyor, tandır hariç her yer adeta buz kesiliyormuş. Tabi ki bu günün şartlarındaki elbiselerde yokmuş. Yünden yapılan el yapımı kazak içlik, çorap ve üstüne yün olmayan bir kaç çaput... 

İlk zamanlarda dedemin yakın akrabaları ve dedemin yakın dostları ot ve buğdaylarımızı biçip harmanlama işini üstleniyorlarmış. Ninem tarlada çalışan akrabalara ve dostlara yemek hazırlayıp götürürmüş. Hayvanları sağar, sağdığı sütten peynir, tereyağı ve yoğurt yaparmış. Ve bunun üstüne akşamları, geçimini sağlamak için de el dokuma halı örermiş. 

Bu şekilde 4 küçük çocuğa bakan, bunu yanında çocuklarına dini eğitimini bizzat kendisini veren nenem, evin tüm işlerini de hiç yüksünmeden yaparmış. O toprak evde buz gibi soğukta çocuklarını sarıp sarmalar ve onları ana sevgisiyle ısıtırmış. Hatta bu çocuklardan biri üvey olduğu halde onu diğer çocuklarına tercih eder ve bu çocuk ilk önce Allah’ ın sonra rahmetli eşimin bana emaneti diye kendi çocuklarından üstün tutarmış. 

Kış bitip kar erimeye başladığında kerpiç evin çatısı daha da çok akmaya başlar evin içi sırılsıklam olurmuş.  Çocukların üstüne yorgan ve yorganın üstüne sırılsıklam olmamaları için naylon örtüp uyuturmuş.

 Kaldı ki çatıdan o kadar çok su akarmış ki, evin zemininde adeta su akarmış. İşte böyle bir evde nenem çocuklarına bakmış. Babam yaklaşık 16 yaşına geldiğinde  evin tüm sorumlukları evin en büyüğü olan babam ve neneme  kalmış. Hayatının  tamamı zorluklarla geçen  nenem dedemle evlendiğinde dedem 33 nenem 15 yaşındaymış. Bunun yanında evliliğinin  5. yılında dedem nenemin üstüne kuma getirmiş. 

Neneme çevresindekiler kumayı neden kabul ettiğini sorduklarında kalbinin kırıldığını, ama çocuklarına kıyamadığını dem vururmuş. 

Her türlü cefaya maruz kalan nenem, dedem öldükten sonra tam 48 yıl daha yaşadı ve bu 48 sene içerisinde okuduğu hatimlere (haftada 1 hatim okurdu) dedemi dahil eder, ona hayır dua ederdi. 

Hayatının son dönemlerinde dahi, sırtı kambur olduğu halde Ağrı Sabuncu köyünün yüksek rakımlı bir tepenin üstünde olan dedemin mezarına gider, Yasin-i şerif okur, yanında götürdüğü çocuklara şehirden yaşlılık maaşıyla aldığı şekerleri dedemin hayrına  dağıtırdı. Her perşembe günü dedemin hayrına ulaşması için sadaka verirdi.

Babam, neneme “ seni bu kadar üzen babama  bu derece hayır dua etmen beni çok şaşırtıyor,  hiç mi  kızgınlığın veya kinin yok. Sana çektirdiklerini hepimiz biliyoruz “  derdi.  Nenem “ Ey oğul! herkes sütüne göre davranır bende sütüme  göre davranıyorum ” diye cevap verirdi. 

Nenem bu şekilde davranarak çocuklarını yüzüstü bırakmamış ve aileyi bir arada tutarak büyük bir vefa örneği gösterdi. Bu şekilde sonrasında gelen nesle vefa konusunda derin iz bırakmıştır. Herkes sütüne göre davranır…