• 25.10.2021 09:39

Yıl 1996… 

Pazar yeri  Şağuç Köprüsü yanındayken Ali Abi tahta kale tarzı malzemeler satıyordu. En çok da doğu illerinden getirdiği İran menşeli tencere tava satıyordu. Malum o dönem tencere almak bir çok aile için lüks… 

Kalaycıların azalmakla beraber hala revaçta olduğu bir ara dönemdi. Tencereler var ama halk eski alışkanlığından vazgeçmiyordu. Düzce ‘de Ali abi dışında sadece 2 tencereci vardı. Onlar da çok fahiş fiyatlar istiyorlardı. Ali abi tencereyi kaynağından alıyor ve ucuza satıyordu. Pazara tezgah açtığında adeta pazarda infial oluyordu.

O gün satılan tencerelerin az bir kısmı çalınırdı ama satış o kadar fazlaydı ki çokta sorun etmiyordu Ali abi. Hatta o kadar çok satış yapıyordu ki; mallarının çalınmaması için özel adam tutmuştu. 

Ali Abinin iki oğlu vardı. Ali abinin büyük oğlu 24 yaşında küçük oğlu 19 yaşındaydı. Ali abi her iki oğluyla da gurur duyardı. Büyük oğlu Selim pazarda koordinasyonu sağlar işleri yönetirdi. Hakkari veya  Doğubayazıt ‘dan tencere tava alırdı alım satımı da o yönetirdi. Küçük oğlu Murat da abisinin her dediğini adeta emir telakisiyle uygular abisinin yardımcılığını yapardı. 

Ali abi pazarın başına geçip kimi tanıyorsa çocukların meziyetlerini gururla saatlerce  anlatırdı. Çevresindekiler tarafından kendisine çocukları güzel yetiştirmişsin dendiğinde gözlerinin içi gülerdi. Ali abi sürekli, çocuklarıyla   ve torunlarıyla bir araya geldiği aile meclislerini hayal eder biraz daha yaşlandığında işleri çocuklara devir edeceğinin hayalini kurardı. Zaten kazandığı kendisine yeterdi...

 Yıl 2002 olduğunda büyük oğlu Selim mahallede kendisinden daha zengin bir kızla tanıştı. Selim adı gibi aklı selim bir çocuk, yakışıklı, çalışkan, sadık, çok konuşmaz ve hep bir uğraş halinde bir gençti. Selim, tanıştığı kızla 6 ay içerisinde söz ve  düğün de yaptı.  Ali Abi ve ailesi kızı çabuk benimsediler. Tabi kızın zengin olması aileye ayrı bir memnuniyet getiriyordu. 

Yeni gelin aileyi daha bir kenetlendirdi. Yeni gelinin şirin ve şen olması ailede daha bir sevinç yumağı oluşturdu. Ali Abi, oğlu Selim ve gelininden duyduğu memnuniyetten ve çevresindekilerin işleri çocuklarına devretmesine yönelik telkinlerinden de dolayı çok kısa süre sonra işlerin sorumluluğunu Selim ‘e devretti. Selim tüm para işleri dahil, yönetim ve kontrolü eline aldı. Selim ’in eşi, Selim ‘in diğer kardeşinden daha çok çalıştığını, kazancı ve mal dağıtımının aynı olamayacağını dillendirmeye başladı. 

Bu söylemlerden Selim de etkilenmeye başlayıp nefsinin gösterdiği yola gitmeye başladı. Selim farklı planlar kurmaya başladı. Niyetlerin kötüye dönmesinin de etkisiyle,  1 yıl içerisinde işlerin kötüye giderek değişmeye başladı. Alacaklılar kapıya gelmeye başladı. Hatta alacaklılardan biri eve gelerek Ali Abi’nin küçük oğlu Murat ‘a bağırarak  tokat atmasıyla işin vehametinin ne kadar derin olduğunun anlaşılmasını sağladı.  Alacağını isteyen bir alacaklının bu şekilde eve gelip Murat’a tokat atması Ali Abi’yi derinden yaraladı. Ve o günden sonra herşey değişti...

Semih işleri devir aldığından beri, nefsinin yolundan gidip paraları iç etmeye başladı. Ve bu bir yıllık süreçte kazandığı paraları ve aldığı tahtakale malzemelerini, toptancıların paralarını da alarak eşiyle birlikte İzmir ‘e kaçtı. 

Ali abi toptancılara oğlunun geleceğini söylüyor fakat  aylar geçmesine rağmen oğlundan hiç bir ses çıkmıyordu. Gelininin ailesine ulaşıyor, gelinin ailesi Selim’in battığını işleri toparlayınca geleceğini söylüyordu. Tabi toptancılar durmuyor paralarını almak için Ali Abi ‘nin kapısından ayrılmıyorlardı. Ali Abi hayatı boyunca bir fiil çalışıp edindiği malları satıp borçları ödemek zorunda kaldı. 

 Ve hatta Ali Abi son olarak yıllardan beri oturduğu kültür mahallesindeki evini de sattı. Daha sonra sadece yaz aylarında çok kısa sürelerde oturduğu baba yadigarı eski döküntü ahşap eve taşınmak zorunda kaldı. Ali Abi bu ahşap evde 7  yıl daha yaşadı. Bu süre zarfında şaşalı günler geride kaldı, sürekli yanında olan ve kendisinden fayda sağlayanlar tarafından bir kez bile aranmadı ve  adeta tamamen unutuldu. Sanki hiç o kurmuş olduğu tahtakale pazar kuyrukları yaşanmamış gibi samimi gördüğü insanlar büyük vefasızlıkla onu unuttular.

 Akrabalar bu duruma düşmelerinin tek suçlusunun Ali Abi olduğunu konuşmaya başladılar. Ali Abi,  ben dahil bir çok kişiye faydası olan Abiydi. O günden sonra Ali Abi çocuklarını bir daha göremedi. Küçük oğlu Murat dahi, eşinin kışkırtmalarıyla babası Ali Abi ‘yi yaşananlardan sorumlu tutarak babasına düşman kesildi. Babasını bir kez dahi hatırlayarak ziyaret etmedi. 

Eski yalan dostları ve çocukları adettendir diye öldüğünde sadece cenazesine geldiler!!!!!! 

Kimse hurdacıdaki sobayı merak etmez oğul.

Bir gün; Ali abinin köyünde Pikapla sebze meyve satıyorum. Ali abi beni her zaman kapıda bekler sevinçle karşılar ve birlikte eski pazarcılık günlerini gözlerinin içi parlayarak yad ederdi. Çoğu zaman beni evin balkonunda ağarlar, o hasta haliyle ikramlarda bulunmaya çalışırdı. 

Her seferinde insanların vefasızlığından dem vurur gözlerinin içi dolardı. İnsanları sobaya benzetirdi. İnsanlar soba alır üstünde yemeğini yapar çayını demler ve bilcümle ihtiyacını sobayla karşılar, bu çoğu zaman yıllar sürer, ama artık soba eskimiştir; çayı ısıtamaz yemeği pişiremez hale gelmiştir. 

Artık soba devri bitmiştir. Sobanın tüm emekleri unutulmuş ve zaten eski olan değişmeli denmeye başlanmıştır. Soba artık ilk gelecek hurdacıyı beklemektedir. Ve bir gün o hurdacı da gelip o sobayı alıp götürür. Artık sobanın esamesi okunmaz…